|
| Ana
Sayfa >> Kadın >> Evlilik
>> Sorunsuz
aşk var mı |
 |
Sorunsuz aşk var mı
Bu haberi 54 kişi
okudu.
Dikensiz gül olmayacağı
gibi, sorunsuz bir evliliğin de varlığı düşünülemez.
Önemli olan sorunları büyütmeden
çözümleyebilmek... |
Mutlu bir evliliğin püf noktalarını sıralayan
Amerikalı yazar Susan Cheever söze şöyle başlıyor:
'Salatalık turşusunu, yeniden salatalığa
dönüştüremezsiniz.' Belki hoş bir benzetme değil ama
birbirlerini değiştirmeye çalışan eşler için çok yararlı
bir uyarı. Evet, genç evliler, birbirlerinin onlara ters
gelen, hoşlarına gitmeyen huylarını değiştirmek için hiç
zaman kaybetmeden harekete geçerler. Örneğin kadın,
kocasının eve dönünce sırtından çıkardığı giyecekleri
rast gele oraya buraya atmasından ve pijamalarını giyip
televizyonun karşısına geçmesinden şikayetçidir. Genç
adam, baba evinde böyle davranmaya alışmıştır. Şimdi de
babaevindeki davranışlarını kendi evinde sergilemektedir
ve bunun sorun olabileceği aklına gelmez.
Bu
erkeğin eşi, kocasının sırtından çıkardığı giyecekleri
ortada bırakmaması konusunda önce bir uyarıda bulunur.
Daha sonraki günlerde aynı durumla karşılaşınca, yavaş
yavaş öfkelenmeye başlar ve bu kez giyeceklerin ortada
bırakılması, karı koca kavgasına yol açar. Genç kadın,
kocasının savrukluktan vazgeçmesinin kolay olmayacağını
kabul ederse, kavga büyümez. Kadın yumuşak bir dille
kocasına kendi evini bu şekilde dağıtmasının doğru
olmadığını, evin derli toplu görünmesi için ikisinin de
çaba harcaması gerektiğini belirtebilir. Fakat erkekten
bir günde savrukluğu bırakması asla
beklenemez.
Bazı ailelerde, bu anlattığımız
olayın tam tersi yaşanır. Genç kadın evin tek çocuğudur,
evleninceye kadar elini sıcak sudan soğuk suya
sokmamıştır. Evin tek kızı artık kendi evinin düzeninden
sorumlu olduğunu kabul edinceye kadar, bazı aksaklıklara
göz yumulmalı.
Anneler sorunu Yeni evli
çiftler arasında yaşanan en önemli sorunlardan biri de
annelerdir. Erkek annesini yere göğe sığdıramaz.
Annesinin pişirdiği yemeklerin lezzetini anlata anlata
bitiremez. Kadın da bu durumda kendi annesinin
özelliklerini sıralama gereğini duyar. Anneler, kadın
için de erkek için de eleştirilmemesi gereken
kişilerdir. Yeni evli bir çiftin karşılıklı oturup
birbirlerine annelerini övmeleri, evliliği yanlış bir
yola çeker. Anne ve babalar, kendi evlerinde
kalmışlardır. Gençler, yeni kurdukları yuvada, geçmişte
kalan hayatlarını, onları yetiştiren anne ve babalarını
tartışma konusu yapmamalılar. Tabii annelerin de yeni
evlenen çocuklarını her zaman rahat bıraktıkları
söylenemez. Bazen anneler istemeden huzursuzluk
yaratırlar. Genç kadının annesi, damadın
vurdumduymazlığından dem vurup kızına, ‘Senin baban beni
el üstünde tutardı. Evde her işime yardım ederdi. Biz
seni damat beye hizmetçi diye vermedik’ şeklinde
kışkırtıcı sözler söylerse, genç kadının etkilenmemesi
imkansızdır.
Erkeğin annesi de oğluna, ‘Sen bu
kadının kölesi misin? Şu hale bak, giyeceklerin
ütülenmemiş. Önüne koyduğu yemekler yenir yutulur gibi
değil. Hanımefendinin kibrinden yanına varılmıyor’
şeklinde sözler söyleyerek oğlunun huzurunu
bozabilir.
Genç evliler kendi anne ve babalarının
evlilikleri hakkında fikir yürütmelerine izin
vermemeliler. ‘Biz birbirimizden şikayetçi değiliz. Bir
yuva kurduk ve bunu kendi yöntemlerimizle idare
edeceğiz’ gibi açıklamalarla büyükleri
susturabilirler.
Bir gelin, asla kocasının
annesiyle kavga etmemeli. Kayınvalide ne kadar sert
konuşursa konuşsun, gelin onun sözlerini duymazlıktan
gelip, tartışmaya meydan vermemeli. Böyle zamanlarda
kadının yapacağı en tehlikeli iş, eşine ‘Ya annen ya
ben’ diye meydan okumaktır. Bir erkeğin de yapacağı en
büyük hata, karısını annesiyle mukayese etmeye kalkışmak
ve kayınvalidenin hatalarını eşine sıralamaktır.
Evliliklerde, anne ve babalar, eşlerin tartışma
malzemesi olmamalı. Herkes diğerinin ailesine yeterince
saygı göstermeli ve yuvanın yönetimine, annelerin
karışmasına izin verilmemeli.
Kötü
alışkanlıklar Boşanmaya kalkışan bir kadından söz
edilirken ‘Adamın içkisi yoktu, kumarı yoktu, çapkın da
değildi. Bu kadın bulmuş da bunamış... Yaptığı
şımarıklıktan başka bir şey değil’ hükmü verilir. İçki,
kumar ve çapkınlık, evlilikler için gerçekten büyük bir
tehlike oluşturur. Bu özelliklere sahip bir erkekle
evliliği sürdürmeye çalışmak her kadının harcı değildir.
Ancak bu tür alışkanlıkların var olup olmadığını, flört
ya da nişanlılık döneminde saptamak pekala mümkündür. İş
işten geçtikten sonra yapılacak pek fazla şey
kalmaz.
Çapkın erkeği evine bağlamanın yolları
vardır. İçki tutkunu erkeği de bir şekilde bu
alışkanlığından vazgeçirebilirsiniz. Kumar da öyle...
Ancak bu kötü alışkanlıklar, kavga konusu olmamalı.
Kadın, kocasına anlayışlı bir yaklaşımla, alışkanlığının
kötü sonuçlar verebileceğini anlatmalı. Onun bu
alışkanlıklarının altında yatan nedenleri bulup, bunları
ortadan kaldırmaya çalışmalı. Kavgayla, patırtıyla,
tehdit ile hiçbir sorun çözümlenemez.
Kıskançlık
krizleri hem kadını, hem erkeği etkiler. Kıskanç kadın,
kocasına göz açtırmamaya kararlıdır. Kıskanç erkek de
karısına hayatı zindan eder. Evli çiftlerin öncelikle
her konuda birbirlerine güvenmeleri gerekir. Güven
duygusu olmayınca, huzursuzluklar başlar. Kıskançlık
gösterileri, yuvanın geleceğini karartır. Bazen kadın,
eşinin saçma kıskançlık gösterilerine katlanamaz. Bazen
de erkek, karısının onu uçan kuştan bile kıskanmasına
anlam veremez ve durup dururken hayatı ona zehir eden
kadından kopmak ister.
Evliliklerde her sorunun
çözümlenmesi, iki tarafın karşılıklı anlayış içinde
olmasına bağlıdır. Kadın da erkek de önce eşine her
konuda güvenmeli. İkinci önemli mesele ise belirttiğimiz
gibi, tarafların ailelerinin yeni yuvaya müdahale
etmelerini önlemek... Genç çiftler birbirlerine sevgi ve
güven duygularıyla bağlanırlarsa pek çok sorun
giderilir.
| |
|
|